Güncel Yazılar

Bir Varmış Bir Yokmuş Diye Başlayan Bir Hayat

Bir varmış, bir yokmuş diye başlayan bir hayatın içindeyiz hepimiz. Çocukken bu sözün yalnızca masallara ait olduğunu sanırdık. Oysa büyüdükçe anlıyoruz ki en gerçek masal, insanın ömrüdür. Bir gün dünyaya gelir, bir ömür boyunca sevinir, üzülür, sever, kırılır, umut eder ve sonunda sessizce çekip gider. Geriye ise ne kadar yaşadığı değil, nasıl yaşadığı kalır...

Bir Varmış Bir Yokmuş Diye Başlayan Bir Hayat
Bir Varmış Bir Yokmuş Diye Başlayan Bir Hayat

Bir varmış, bir yokmuş diye başlayan bir hayatın içindeyiz hepimiz. Çocukken bu sözün yalnızca masallara ait olduğunu sanırdık. Oysa büyüdükçe anlıyoruz ki en gerçek masal, insanın ömrüdür. Bir gün dünyaya gelir, bir ömür boyunca sevinir, üzülür, sever, kırılır, umut eder ve sonunda sessizce çekip gider. Geriye ise ne kadar yaşadığı değil, nasıl yaşadığı kalır.
İnsanlık, tarih boyunca hiç olmadığı kadar güçlü olduğunu söylüyor. Daha yüksek binalar yapıyor, daha hızlı araçlar üretiyor, uzayın derinliklerine ulaşmaya çalışıyor, bilgiye birkaç saniye içinde erişebiliyor. Fakat bütün bu ilerlemeye rağmen cevabı hâlâ bulunamayan en önemli soru aynı yerde duruyor: İnsan, insana neden bu kadar uzak?
Belki de çağımızın en büyük krizi ekonomik değildir. Belki de en büyük kriz, insanın değerini unutmasıdır.
Bu dünyada gerçekten değerli olan şeyler düşündüğümüz kadar fazla değildir. Bir insanın hayatı, bir çocuğun gülüşü, yaşlı bir annenin duası, toprağa kök salmış bir ağacın gölgesi, gökyüzünde özgürce süzülen bir kuş, susuzluktan çatlamış toprağa düşen ilk yağmur damlası... Hayatın gerçek zenginliği bunlardır. Çünkü insan da doğa da diğer canlılar da aynı varoluşun birbirini tamamlayan parçalarıdır. Biri eksildiğinde yalnızca kendi yok olmaz; insanlığın ortak vicdanı da biraz daha eksilir.
Buna rağmen biz, değer sıralamamızı değiştirdik. İnsanı merkeze koymak yerine kimlikleri, sınırları, ekonomik gücü, makamı, iktidarı ve çıkarı merkeze yerleştirdik. Oysa bunların hiçbiri kendi başına bir amaç değildir. Devletler, ekonomiler, teknolojiler ve kurumlar insan için vardır; insan onlar için değildir. İnsan unutulduğunda ise en güçlü görünen düzenler bile içten içe çözülmeye başlar.
Empati tam da burada anlam kazanır. Çünkü empati, yalnızca bir başkasının yerine kendini koymak değildir; onun varlığını, yalnızca insan olduğu için değerli görebilmektir. Adını, inancını, milliyetini, düşüncesini ya da makamını bilmeden de bir insanın acısına kayıtsız kalmamaktır. Bir çocuğun açlığını kendi çocuğunun açlığı kadar önemseyebilmek, yaralı bir kuşa bakarken yalnızca bir hayvanı değil, hayatın kırılganlığını görebilmektir.
Ne var ki yaşadığımız çağ, bize anlamayı değil hüküm vermeyi öğretiyor. Dinlemekten çok konuşuyor, düşünmekten çok tepki veriyor, anlamaya çalışmaktan çok taraf seçiyoruz. Bir haber bülteninde izlediğimiz acı, birkaç dakika sonra eğlence görüntülerinin arasında kayboluyor. Bir felaketin görüntüsünü paylaşmak, o felaketin yükünü hissetmekten daha kolay geliyor. Gözümüz görüyor; fakat kalbimiz aynı hızla hissedemiyor.
Belki de bu yüzden aynı apartmanda yıllarca yaşayan insanlar birbirinin adını bilmiyor. Aynı okulda okuyan çocuklar birbirinin yalnızlığını fark etmiyor. Aynı şehirde yaşayan milyonlar, birbirlerinin acısına yabancı kalabiliyor. Fiziksel mesafeler azalırken vicdanlar arasındaki mesafe büyüyor.
Oysa insanı insan yapan yalnızca aklı değildir. Merhameti, vicdanı ve başkasının acısını hissedebilme kabiliyetidir. Bir toplumu ayakta tutan yalnızca kanunlar değildir; kanunların ulaşamadığı yerde vicdan devreye girer. Vicdanın dili ise empatidir.
Bir orman yandığında yalnızca ağaçlar yanmaz; nefesimiz de eksilir. Bir nehir kirlendiğinde yalnızca su kirlenmez; geleceğimiz bulanır. Bir hayvana eziyet edildiğinde yalnızca bir canlı acı çekmez; insanlığın aynası çatlar. Bir çocuk savaşın ortasında kaldığında yalnızca bir aile değil, bütün insanlık kaybeder. Çünkü hayat, birbirinden bağımsız parçaların toplamı değil; aynı kökten beslenen büyük bir bütündür.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken en önemli hakikat şudur: Dünyanın gerçek serveti ne altındır ne petroldür ne de iktidardır. Dünyanın gerçek serveti insandır. İnsanın yanında yeryüzünün bütün canlıları ve onları yaşatan doğadır. Bunları koruyamayan hiçbir medeniyet, ne kadar zengin olursa olsun gerçekten gelişmiş sayılamaz.
Bir varmış, bir yokmuş diye başlayan bu kısa yolculukta hepimiz bir gün bu dünyadan ayrılacağız. Ardımızda bıraktığımız evler, makamlar, unvanlar ve servetler zamanla başkalarının olacaktır. Fakat bir insanın kalbine dokunabilmişsek, bir canlının yaşamına merhamet katabilmişsek, bir ağacın gölgesini koruyabilmişsek ve bir çocuğun umudunu çoğaltabilmişsek, işte o zaman gerçekten yaşamış olacağız. Çünkü insanın değeri sahip olduklarında değil, yaşattıklarında saklıdır.

Yorumlar

12
Adile çekirge

İnsanı insan yapan yalnızca aklı değildir.merhameti vicdanı ve başkasının acısını hissedebilme kabiliyetidir..
Harikasınız Hocam sevgiler..

Fikriye Kaya

Hayatın anlamını, insan olmanın değerini ve vicdanın önemini çok güzel anlatmışsınız. Her satırında düşündüren, insana kendini ve dünyadaki yerini sorgulatan güçlü bir yazı olmuş. Duyguyu ve mesajı bu kadar etkileyici aktardığınız için sizi tebrik ederim. Emeğinize, yüreğinize ve güzel kaleminize sağlık hocam 🙏

Özlem Kubel

Emeğinize sağlık gerçekten çok güzel insani insan yapan merhameti ve vicdani aslinda insan kalabilmek cok kolay

Zeki yavuz

İnsan bazen uzun bir yolculuğun sonunda değil, tek bir cümlenin içinde kendini buluyor. Bu yazı da onlardan biri... Hayatın değeri, geride bıraktığımız izlerde değil, dokunduğumuz kalplerde saklı. Kaleminiz sadece düşündürmüyor, insanın vicdanına da sessizce dokunuyor. Emeğinize sağlık.

Filiz

"Bir varmış bir yokmuş" çocukken masalın başlangıç cümlesi olarak duyduğumuz bu ifadenin aslında ne kadar derin bir mana taşıdığını, yaşamın en anlamlı özetini içerdiğini görmek adına çok keyifli bir yazı. Var olmakla yok olmak arasındaki o kısa anda insan olarak kalabilenlere ne mutlu.

Sözlerin Lady'si

Harika bir yazı, satır satır kalbe dokunuyor. 'İlerledikçe eksiliyoruz sanki' sözünüz günümüzün en büyük gerçeği. Bizleri derin bir tefekküre davet eden bu kıymetli paylaşımlarınızın devamını dilerim.

Nagehan imer.

Benimle aynı duygu ve düsünceleri paylaşan bir yazarımız olduğunu bilmek beni çok mutlu etti.İyiki varsınız ...

Emine Coşkun

Akla ve kalplere ilmek ilmek işleyen gerçeklerden bahsetmişsiniz."Ne var ki yaşadığımız çağ anlamaktan çok hüküm vermeyi öğretiyor". Çok güzel ifade etmişiniz.Peşin hükümlüyüz herşeye hayata duygu ve düşüncelere insanlara...Bir insan ne yaşamış ne görmüş ne hissetmiş haberimiz bile olmuyor ama iş konuşmaya gelince herkesin başrolde olduğu tek yer.Güzeli gördüğümüz de "bugün çok güzelsin ışıl ışılsın demeyi göz ardı etmek,kötü göründüğünde sana ne olmuş böyle çok kötü görünüyorsun sen zayıfladın mı kilo mu aldın deyip insanın enerjisini aşağıya çekmek.Herşeye yorumumuz olmasın.Bazen sadece dinlemekte güzel.Hayat bu kadar kısacıkken güzel düşünelim peşin hükümlü olmayalım.Sevgi, hoşgörü ve paylaşmak inanın herşeyi güzelleştirir😉

Pınar Koçmaroglu

"Kaleminiz yalnızca cümle kurmuyor; düşündürüyor, sorgulatıyor ve iz bırakıyor. Her satırınızın arkasında emek, derinlik ve güçlü bir bakış açısı var. Okudukça insan sadece metni değil, kendini de sorguluyor. Kaleminiz daim, ilhamınız bol olsun."

Aleyna Kulaksız

🌿 “Ne kadar anlamlı ve düşündürücü bir yazı… İnsan bazen hayatın telaşında gerçekten değerli olan şeyleri unutuyor. Kaleme aldığınız her cümle insana kendini sorgulatıyor. Emeğinize sağlık.”🤎

Okyanusharleyqueen

Belki de bütün mesele, dünyayı değiştirecek büyük adımları beklemek değildir. Çünkü insanlık çoğu zaman büyük felaketlerle değil, küçük ihmallerle yıpranır. Bir selamı esirgemek, bir gönlü görmezden gelmek, bir ağacı korumamak, bir çocuğun gözlerindeki sessiz çağrıyı fark etmemek Bazen en büyük kayıplar, en küçük duyarsızlıklardan doğar
İnsan, yeryüzüne yalnızca yaşamak için değil; yaşatmak için de gönderilmiş gibidir Varlığının anlamı, kendisiyle sınırlı değildir Attığı her adım, söylediği her söz ve gösterdiği her merhamet, görünmeyen halkalar hâlinde başka hayatlara dokunur. Bu yüzden hiçbir iyilik küçümsenmemeli, hiçbir kötülük de önemsiz sanılmamalıdır. Çünkü dünya, büyük olaylardan çok, insanların birbirine karşı gösterdiği küçük davranışlarla şekillenir
Belki de bir gün çocuklar, masallara "Bir varmış, bir yokmuş" diye değil, "Birbirini anlayan insanlar varmış" diye başlayacak. İşte o gün, insanlık yalnızca teknolojide değil, vicdanda da ilerlemiş olacak. Çünkü gerçek medeniyet, göğe yükselen binaların değil, birbirine uzanan ellerin inşa ettiği bir değerdir.
Ve o gün geldiğinde, ömrümüz yine bir masal gibi başlayıp bitecek. Fakat ardımızdan anlatılan hikâye ne kadar kazandığımızı değil, kaç kalbi incitmeden yaşayabildiğimizi, kaç yaraya umut olabildiğimizi ve bu dünyayı bizden sonrakiler için biraz daha yaşanabilir bırakıp bırakamadığımızı anlatacak. Belki de insanın ölümsüzlüğü, geride bıraktığı merhametin hatırlanmaya devam etmesidir.

Kaleminiz daim olsun Ahmet hocam 💯👏👏

Zahide Özbebek

Dünya sadece insanların , yaşam alanı değil tüm canlıların. Emeğinize sağlık hocam 🙏

Yorum Bırak

Düşünceni paylaş

Yorumlar yayınlanmadan önce onaylanır.