Güncel Yazılar

ZAVALLILIK

...Tanrı kibri sevmez, ahlak onu erdem saymaz, etik ona haklı bir gerekçe bulamaz, felsefe insanın üstünlük vehmini sorgular, edebiyat kibri çoğu zaman insanın trajik kusurlarından biri olarak anlatır...

ZAVALLILIK
ZAVALLILIK
Ahmet Haşim Güler

İnsan kendisini değerli hissetmek için neden bir başkasını değersiz görmeye ihtiyaç duyar? Belki de kibir üzerine söylenebilecek onca sözün, yapılabilecek onca psikolojik ve ahlaki çözümlemenin sonunda gelip dayanacağı yer burasıdır. Çünkü kibir, insanın kendisini sevmesi ya da değerli bulması değildir; kendi değerini başkasının değersizliği üzerinden kurmaya başlamasıdır. Özgüven, “Ben de değerliyim” diyebilme gücüyken kibir, bununla yetinmeyip “Ben senden daha değerliyim” deme ihtiyacıdır. Aradaki mesafe küçük görünür ama insan karakteri açısından oldukça büyüktür.
İlginç olan, insanlığın birbirinden oldukça farklı düşünce ve inanç sistemlerinin kibir konusunda neredeyse aynı noktada buluşmasıdır. Tanrı kibri sevmez, ahlak onu erdem saymaz, etik ona haklı bir gerekçe bulamaz, felsefe insanın üstünlük vehmini sorgular, edebiyat kibri çoğu zaman insanın trajik kusurlarından biri olarak anlatır; insan ise günlük hayatında kibirli insanın yanında bulunmaktan hoşlanmaz. Böylesine geniş bir reddedilişe rağmen kibir, insanın en eski ve vazgeçemediği zaaflarından biri olarak yaşamaya devam eder.
Kur'an bu konuda son derece açıktır. Lokman Suresi'nin 18. ayetinde, “İnsanlara yanağını çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez” denilir. Nahl Suresi'nin 23. ayetinde ise hüküm daha kısa ve doğrudandır: “Şüphesiz Allah, kibirlenenleri sevmez.”
İslam düşüncesinde kibir yalnızca insanın kendisini beğenmesi olarak görülmez; insanın kendi ölçüsünü kaybetmesi ve sınırını aşmasıyla da ilişkilidir. Çünkü kendisini başkasından üstün gören insan, bir süre sonra o insan üzerinde daha fazla söz söyleme, onu küçümseme, yargılama ve hatta ona nasıl davranacağına karar verme hakkını da kendisinde görmeye başlayabilir. Kibir böylece insanın içinde kalan bir duygu olmaktan çıkarak haddi aşmaya dönüşür. Belki de kibrin asıl tehlikesi burada başlar: İnsan önce kendisini olduğundan büyük görür, sonra kendisine ait olmayan bir üstünlüğün yetkilerini kullanmaya kalkar.
Fakat kibri anlamak bakımından belki de en çarpıcı anlatım, insanın yaratılış hikayesinde karşımıza çıkar. İblis'in Adem karşısındaki itirazının merkezinde tek bir düşünce vardır: “Ben ondan üstünüm.” Kendisinin ateşten, Adem'in ise topraktan yaratılmış olmasını bir üstünlük gerekçesi sayar. Aradan geçen binlerce yılda insanın gerekçeleri değişmiş olsa da kibirin temel cümlesi pek değişmemiştir: Ben ondan üstünüm.
Kimi bunu soyuyla söyler, kimi parasıyla. Kimi makamıyla, kimi eğitimiyle, kimi güzelliğiyle, kimi zekasıyla, kimi sahip olduğu kültürle... Hatta insan bazen ahlakıyla, vicdanıyla ve inancıyla bile kibirlenebilir. “Ben daha iyi bir insanım” düşüncesi, fark edilmeden “Ben onlardan daha değerliyim” düşüncesine dönüşebilir. Böyle olduğunda iyilik bile insanın elinde bir üstünlük aracına dönüşür. Belki de kibrin en tehlikeli hali budur; çünkü insan servetiyle kibirlendiğinde ne yaptığını az çok bilir, fakat ahlakıyla kibirlendiğinde kendisini hala erdemli sanabilir.
Oysa insanın sahip olduğu hangi özellik, başka bir insanı küçümseme hakkını ona verebilir?
Para mı? Bugün vardır, yarın olmayabilir. Makam mı? Bir imzayla gelir, başka bir imzayla gider. Güzellik mi? Zaman karşısında direnemez. Bilgi mi? İnsan öğrendikçe bilmediklerinin büyüklüğünü fark eder. Soy mu? Kimse dünyaya geleceği aileyi seçmez. Zeka mı? İnsanın kendisine verilmiş bir yeteneğin, başka bir insanı aşağılamanın gerekçesi olması nasıl açıklanabilir?
Belki burada kibri güçle ilişkilendirmek konusunda da yanılıyoruz. Kibirli insan ilk bakışta kendisinden emin görünür. Konuşması, davranışları, başkalarına yukarıdan bakışı bir güç gösterisi izlenimi verebilir. Fakat gerçekten kendisinden emin olan insanın, üstünlüğünü sürekli başkalarına göstermeye neden ihtiyacı olsun? Gerçekten değerli olduğuna inanan biri, karşısındakini değersizleştirerek ne kazanır?
Bu nedenle kibir bazen büyüklükten çok bir eksikliğin işareti olabilir. İnsan kendi değerini kendi içinde kuramadığında onu başkalarıyla yaptığı karşılaştırmalarda aramaya başlayabilir. Birini aşağıya yerleştirdiğinde kendisini yukarıda hisseder. Bir başkasının bilgisizliği onun bilgisini, yoksulluğu servetini, güçsüzlüğü makamını daha görünür hale getirir. Böyle bakıldığında kibir, insanın sahip olduğu fazlalıkların gösterisi olmaktan çıkar; içinde taşıdığı eksikliğin üzerini örtme çabasına dönüşür.
Ahlakın kibirle problemi de burada başlar. İnsan onuru, kişinin banka hesabına, makamına, diplomasına, soyuna ya da toplumdaki yerine göre ölçülebilen bir değer değildir. Bir insanın diğerinden daha başarılı, daha zengin, daha eğitimli veya daha yetenekli olması mümkündür; fakat bir konuda üstün olmak, insan olarak daha üstün olmak anlamına gelmez. Başarı ile insan değeri arasındaki bu ayrım kaybolduğunda kibir kendisine yer bulur.
Edebiyatın kibirli insanı çoğu zaman trajik bir karakter olarak ele alması da tesadüf değildir. Çünkü kibir, insanın kendisini olduğundan büyük görmesi kadar dünyanın gerçek ölçüsünü kaybetmesidir. Felsefenin yüzyıllardır insanı kendisini tanımaya çağırmasının altında da benzer bir uyarı vardır: İnsan önce kendi sınırlarını bilmelidir. Kendi sınırlılığını bilen birinin başkasına tepeden bakması giderek zorlaşır.
İnsanın gerçek büyüklüğü ile kibri arasında garip bir terslik vardır. Hayat, düşünce ve edebiyat tarihi boyunca gerçekten büyük saydığımız insanların birçoğunda gösterişten çok sadelik, üstünlük iddiasından çok kendi sınırlarının farkında olma hali görürüz. İnsan bilgisi derinleştikçe bilmediklerinin büyüklüğünü, hayatı tanıdıkça kendi küçüklüğünü, insanı tanıdıkça hüküm vermenin ne kadar zor olduğunu fark eder. Bu yüzden gerçek büyüklük çoğu zaman insanı yukarıdan bakmaya değil, başını biraz daha eğmeye götürür.
Yunus Emre'nin yüzyıllar öncesinden gelen düşüncesinin merkezinde de insanın önce kendi benliğini aşması vardır. Onun dünyasında büyüklük, başkasından üstün olmakta değil, insanın kendi nefsine karşı kazandığı mesafededir. Ne var ki bugün bu düşünceye oldukça uzağız. Yunus Emre'yi kültürümüzün en büyük isimlerinden biri olarak anarken onun insan anlayışını günlük hayatımıza taşımakta aynı başarıyı gösteremiyoruz. Makamın, paranın, eğitimin, soyun, hatta yaşın ve cinsiyetin bile üstünlük gerekçesine dönüştürülebildiği bir toplumda Yunus'un alçak gönüllülüğünü övmek kolay, onun söylediği gibi yaşayabilmek ise çok daha zordur. Anadolu, ne yazık ki bu öğretinin çoğu zaman söylemde kalan tarafını aşamamış, alçak gönüllülük konusunda verdiği samimiyet sınavında da her zaman başarılı olamamıştır.
Bunun en yalın örneklerinden biri, insanın kibirlenecek kişisel bir başarısı olmadığında bile kendisine yeni bir üstünlük alanı yaratabilmesidir. Erkek olarak doğmuş olmayı kadından üstün olmanın gerekçesi saymak, kız çocuğunu erkek çocuğundan daha değersiz görmek, kadını yüzyıllarca “eksik etek” gibi aşağılayıcı ifadelerle tanımlamak, hatta kadının erkeğin arkasından yürümesini doğal ve olması gereken bir düzen gibi kabul etmek aynı zihniyetin farklı görünümleridir. Burada mesele yalnızca kadın ile erkek arasındaki eşitsizlik değildir; insanın kendisine doğuştan verilmiş bir özelliği üstünlük makamına dönüştürmesidir.
Üstelik burada üstünlük için ne emek vardır ne başarı ne bilgi ne de erdem. İnsan yalnızca erkek doğduğu için kendisini bir başka insanın önünde görme hakkını kendisinde bulabilmektedir. Kadını arkasından yürüten zihniyetin asıl yanılgısı da belki buradadır: Önde yürümeyi üstün olmak sanmak. Oysa gerçek büyüklük, bir başkasını arkada bırakarak elde edilen bir mesafe değildir. Belki de kibrin zavallılığa en fazla yaklaştığı yerlerden biri tam burasıdır; insan, kendi emeğiyle yükselemediğinde doğuştan sahip olduğu bir özelliğin üzerine çıkar ve oradan başkasına yukarıdan bakmaya çalışır.
Asıl düşündürücü olan da budur: Kibir çoğu zaman büyük insanların değil, kendisini büyük göstermeye ihtiyaç duyan insanların dilidir. Gerçek bilgi insanı daha ihtiyatlı, gerçek olgunluk daha ölçülü, gerçek değer ise daha sessiz kılar. Kendisini sürekli anlatmak, üstünlüğünü göstermek, başkalarını küçümseyerek kendi yerini yükseltmek zorunda kalan insanın yaptığı şey büyüklüğünü göstermekten çok, içindeki küçüklüğü ele vermektir. Belki de insan büyüdükçe alçak gönüllü olur; küçüklüğünü kabullenemeyen ise kibirle büyümeye çalışır.
Fakat bütün bunlardan daha basit bir ölçü vardır: İnsan kibirli insanı sevmez.
Bir insanın sürekli kibirlenmesi bizi rahatsız eder. Çünkü kibir yalnızca kibir sahibinin içinde yaşadığı bir duygu değildir; karşısındaki insana yöneltilmiş sessiz bir aşağılamadır. Kibirli kişi bazen tek kelime söylemeden bile “Ben senden daha önemliyim” duygusunu karşısındakine hissettirebilir.
Belki bu yüzden kibir, insanın en zavallı yanlarından biridir. Dışarıdan büyüklük gibi görünürken içeride sürekli kanıtlanmaya ihtiyaç duyan bir üstünlük arayışıdır. Gerçek büyüklüğün ise kendisini ilan etmeye ihtiyacı yoktur. Bilgili insan bilgisini bağırmak zorunda değildir, güçlü insan gücünü her fırsatta göstermek zorunda değildir, iyi insan iyiliğini başkalarının kötülüğü üzerinden kanıtlamaya çalışmaz.
Ve bütün üstünlük iddialarının karşısında değişmeyen bir gerçek vardır: ölüm.
Bütün üstünlüklerin sustuğu yerdir ölüm. Hayat boyunca kendisini diğerlerinden yukarıda gören insan da küçümsediği insanla aynı sona yürür. Belki kibrin en büyük çelişkisi de budur. İnsan ölümlü olduğunu bilir, fakat yine de başka ölümlülerden daha üstün olduğuna inanabilir.
Tanrı kibri sevmez. Ahlak onu erdem kabul etmez. Etik, başkasını küçümsemeye haklı bir dayanak bulamaz. Felsefe insanı kendi sınırlarını görmeye çağırır. Edebiyat kibrin insanı nasıl yalnızlaştırdığını ve yanılttığını tekrar tekrar anlatır. İnsan da kendisine yukarıdan bakılmasını sevmez.
“Belki de kibir bu yüzden bir büyüklük değil, zavallılıktır. Başkasını küçültmeden kendisini büyük hissedemeyen yada büyük hissetmeyi ihtiyaç sayan insanın zavallılığıdır kibir…”

Yorumlar

4
Emine Coşkun

Her kelimenize her düşüncenize hayran kalmamak elde değil.. kibir bu derece güzel anlatılabilirdi.Tüm gerçekliğiyle ifade etmeniz sade akıcı bir şekilde dile getirmek bu olsa gerek.Umarim yazılanlardan herkes payına düşeni alır🌸

Sözlerin Lady'si

Ahmet Haşim Güler hocamızın kalemine, yüreğine sağlık. Hakikati bu kadar duru ve derin ifade eden kalemler dert görmesin.

okyanusharleyqueen

Bazı insanlar başını eğmez, çünkü boyun eğmekten korkar. Oysa gönül, eğildiği yerde incelir, inceldiği yerde güzelleşir,kaleminize sağlık sayın hocam 💐

Nagehan İmer

Değerli hocam yine zamana uygun bir konu seçmişsiniz .Ne mutlu kendimi yine sizde buldum.Dilerim böyle insanlar okur da biraz anlarlar....Allah bu konunun sualinden asla beni sorumlu tutmayacak ..çünkü ailede öğretilen Bir insanin süsü alçak
gönüllülügüdür....Tebrikler.....Kaleminize sağlık....

Yorum Bırak

Düşünceni paylaş

Yorumlar yayınlanmadan önce onaylanır.