Güncel Yazılar

İÇİMİZDEKİ KATİL

Bazen kendimden korkuyorum. Beni korkutan şey bugüne kadar yaptıklarım değil; henüz yapmadıklarım...

İÇİMİZDEKİ KATİL
İÇİMİZDEKİ KATİL
Ahmet Haşim Güler
Bazen kendimden korkuyorum. Beni korkutan şey bugüne kadar yaptıklarım değil; henüz yapmadıklarım... Çünkü insanın karakteri yalnızca gerçekleştirdiği davranışlarla değil, hiçbir zaman karşılaşmadığı ihtimallerle de şekillenir. Hayat bana en ağır sınavı hiç çıkarmadıysa, kendime "Ben iyi bir insanım." deme hakkını gerçekten nereden buluyorum? Belki de bugüne kadar yalnızca iyi davranmak zorunda kaldım. Belki karakter dediğim şey, hiç sınanmamış bir hayatın bana verdiği rahatlıktan başka bir şey değildir.
Çocukluğumdan beri bana insanın akıllı, medeni ve vicdan sahibi bir canlı olduğu öğretildi. Okullar bunu anlattı, din bunu öğütledi, kanunlar bunu korudu, toplum bunu alkışladı. Fakat yıllar geçtikçe aklımı kurcalayan başka bir düşünce büyümeye başladı. Belki de akıl bizi daha iyi insanlar yapmadı; yalnızca içimizde taşıdığımız karanlığı daha sabırlı, daha planlı ve daha görünmez hâle getirdi. Pençelerimizi kaybettik ama silahlar yaptık. Dişlerimiz küçüldü ama şehirleri haritadan silebilen ordular kurduk. Mızraklarımızı bıraktık; yerine tek bir düğmeyle binlerce insanı yok edebilecek makineler yaptık. Demek ki değişen yalnızca araçlardı. Arzu aynı arzuydu.
Belki de içimizde hâlâ milyonlarca yıl önce mağaralarda yaşayan o ilk avcının kanı dolaşıyor.
Korktuğunda saldıran...
Aç kaldığında öldüren...
Sahip olmak istediğinde yok eden...
Evrim bedenimizi değiştirdi; fakat içgüdülerimizi tamamen susturamadı. Açlığımız değişti yalnızca. Eskiden et arıyorduk, bugün güç. Eskiden mağara istiyorduk, bugün makam. Eskiden av peşindeydik, bugün servetin, şöhretin, iktidarın ve başkaları üzerinde üstünlük kurmanın peşindeyiz. Av değişti.
Peki ya avcı?
Gerçekten o da değişti mi?
Yeryüzündeki hiçbir canlı insan kadar büyük bir çelişki taşımaz. Aslan öldürür ama yaşamak için... Kurt saldırır ama sürüsünü korumak için... Onların vahşeti doğanın düzenidir. Bizimkisi ise çoğu zaman doğanın bile açıklayamayacağı kadar karmaşıktır. İnsan bazen bir fikir uğruna öldürür, bazen bir bayrak uğruna, bazen birkaç santimetre toprak için, bazen kırılmış gururunu onarmak için, bazen de yalnızca doyuramadığı hırslarının önünde duran bir engeli ortadan kaldırmak için... Üstelik yalnızca başkasını değil, kendi cinsini de öldürür. Belki de insanı yeryüzünün en tehlikeli canlısı yapan şey, öldürebilmesi değil; öldürmek için sonsuz gerekçeler üretebilmesidir.
Sonra bütün bunları düşündükten sonra aynanın karşısına geçiyorum.
Ve uzun uzun kendime bakıyorum.
Gerçekten kimim ben?
Sakin biri mi?
Yoksa sakin kalması öğretilmiş biri mi?
Merhametli biri mi?
Yoksa merhamet göstermediğinde bunun bir bedeli olacağını bilen biri mi?
Kanunlar olmasaydı...
Toplum beni yargılamayacak olsaydı...
Yaptığım hiçbir davranışın hesabını vermeyecek olsaydım...
Bugün yine aynı insan olarak kalabilir miydim?
Bu soruların hiçbirine gönül rahatlığıyla cevap veremiyorum.
Çünkü insanın zihni, hiçbir mahkemenin giremediği tek yerdir. Kanun davranışı cezalandırabilir; düşünceyi değil. Mahkeme işlenmiş bir cinayetin hesabını sorabilir; fakat zihnimde bir öfke anında kurduğum görünmez cinayetlerden habersizdir. Hepimizin içinde kimsenin bilmediği bir dünya vardır. Bir hakaretin ardından birkaç saniyeliğine büyüyen öfke... Bir ihanetin ardından kurulan sessiz intikamlar... Bize büyük acı veren birinin hiç var olmamasını yalnızca bir an için bile olsa dilemiş olmanın utancı...
Sonra o düşünce çekilir.
Vicdan konuşmaya başlar.
Biz de kendimizi yeniden iyi insan sanırız.
Ama o birkaç saniye nereye gider?
Gerçekten yok olur mu?
Yoksa yalnızca içimizde daha derin bir yere çekilip yeni bir zamanı mı bekler?
Belki de insanın en büyük yanılgısı, kötülüğü yalnızca işlenmiş suçlarda aramasıdır. Oysa her suç önce bir ihtimal olarak doğar. Önce zihinde dolaşır, sonra kendine gerekçeler arar. Çoğu zaman vicdanın önünde durur ve orada ölür. İşte insanı ayakta tutan da belki budur. Çünkü içimizden geçen her karanlık düşünce bizi suçlu yapmaz; fakat o düşüncelerin hiç var olmadığını sanmak, kendimizi tanımamıza engel olur.
Bazen düşünüyorum...
Kanunlar gerçekten bizi iyi insanlar mı yaptı?
Yoksa yalnızca içimizdeki avcıyı daha sabırlı hâle mi getirdi?
Belki de medeniyet insanın doğasını değiştirmedi.
Sadece davranışlarını değiştirdi.
İçimizdeki vahşi konuşmayı öğrendi.
Gülümsemeyi öğrendi.
Kravat takmayı öğrendi.
Şiir yazmayı öğrendi.
Merhametten söz etmeyi öğrendi.
Fakat en büyük hakareti duyduğunda, en ağır ihaneti yaşadığında ya da sahip olduğu her şeyi kaybettiğinde, içimizdeki o kadim ses gerçekten susmaya devam edecek mi?
Yoksa yalnızca uygun zamanı mı bekliyor?
Belki de bu yüzden edebiyat yüzyıllardır aynı karanlığın etrafında dolaşıyor. Çünkü büyük eserler kusursuz insanları değil; hırsına yenilenleri, vicdanıyla savaşanları, kendi gölgesinden kaçamayanları anlatıyor. Okur, bir katili merak ettiği için sayfaları çevirmiyor. O katilin hangi noktada kendisinden ayrıldığını, hangi noktada ise ürkütücü biçimde kendisine benzediğini anlamaya çalışıyor. İnsan en çok, kendi içinde taşıdığı ihtimalle karşılaştığında sarsılıyor.
Tam burada yine kendime itiraz ediyorum.
Ya bütün bunlar yalnızca karanlığa gereğinden fazla bakıyor olmamsa?
Çünkü aynı insan, hiç tanımadığı biri için hayatını da feda edebiliyor. Açken ekmeğini paylaşabiliyor. Bir çocuğun gözyaşı için kendi gözyaşını saklamadan ağlayabiliyor. Demek ki içimizde yalnızca avcı yaşamıyor.
Koruyan da yaşıyor.
Yıkan kadar onaran...
Öldüren kadar yaşatan...
Belki de insanı insan yapan şey, içindeki karanlığın hiç olmaması değil; o karanlığın her gün yeniden karşısına çıkmasına rağmen, hangi tarafa yürüyeceğine kendisinin karar verebilmesidir.
Ve belki de bütün mesele tam burada düğümleniyor.
İnsan, yeryüzünün en vahşi canlısı olduğu için değil; içindeki vahşeti inkâr edebildiği için tehlikelidir. Çünkü insan, başkasını kandırmadan önce kendisini kandırabilen tek canlıdır. İçimizdeki avcı belki hiçbir zaman ölmedi; yalnızca beklemeyi, konuşmayı, gülümsemeyi ve medeniyetin dilini öğrenmeyi başardı. Gerçek medeniyet ise onu yok etmek değildir; belki de hiçbir zaman yok edemeyeceğiz. Gerçek medeniyet, onun varlığını kabul ettiği hâlde, her gün yeniden ona teslim olmamayı seçebilmektir. Belki de insanın bütün büyüklüğü, kurduğu şehirlerde, yazdığı kitaplarda ya da fethettiği topraklarda değil; kimsenin görmediği o sessiz savaşta, kendi içindeki en eski ve en karanlık mirasa rağmen insan kalabilmesindedir. Çünkü uygarlık, dışarıda kurduğumuz düzen değil; içimizde her gün yeniden kazandığımız o görünmez zaferdir.

Yorumlar

11
Hıç çikarmadı..Şükürler olsun.

Harika bir yazı...Ben karanliga hi" girmedim ...Baştan tevekkül iconde olduğum icin..Allaha olan ina...n .cım beni insanlıgımdan. HİÇ"çıkarmadı.

🙏

Harika bir anlatım olmuş hocam emeğiniz kıymet görsün inşallah 🙏

Filiz

Emin olduğum tek gerçeklik iyiliğin ve kötülüğün kavgasının yeryüzünde hiç bitmeyeceği. Bu kavgayı başkalarıyla değil kendi içimizde bile sürekli yaşıyoruz. Bu kavgayı kendi içinde bile verebilmek iyi olmayı seçmek için çabaladığını gösterir. Yazı şu farkındalığı çok net vermiş kıyasımız olanlar ve yaşanılanlar burda hepimiz netiz belki ama çok çok başka durumlar karşısında zihnimiz ve bedenimiz nasıl bir seçim yapar onu bilmek güç.

Adile Çekirge

Çünkü insanın zihni hiçbir mahkemenin girmediği tek yerdir….

Kalemine sağlık hocam🖊️😊

Nagehan İmer ....

Çok güzel bir yazı
... kaleminize sağlık......

Adile Çekirge

İyi biri olmanın rahatlığını değilde o iyiliğin her gün yeniden seçilmesi gereken ağır bir sorumluluk olduğunu ve İçimizdeki karanlığa rağmen ışığa yürüyebilmenin o sessiz asaletini hissettim ben yüreğine sağlık hocam Başarın daim olsun.😊🖊️

Pınar Koçmaroglu

İNSAN yasalarla inançlarla eğitilmiş bir çanavar

Emine Coşkun

Beni korkutan şey,Bugüne kadar yaptıklarım değil yapmadıklarım... Toplum bizi yargılama saydı yada eleştirmeseydi de şu an ki halimiz gibi iyi hoş yada anlayışlı kibar insanlar olur muyduk? Bunu sorgulamaya başladım 😉 Sözleriniz mest etti beni ve okurlarımızı bundan eminim...

Gülsüm U.

Hepimiz kötüyüz belki de koruyup kollayan dediğimiz yanımız bir çıkar savaşıdır? İnsan tercih ettiğini sanır iyi olduğunu ya da kötünün kötülük yaptığını tercihe bağlı olduğunu düşünür. Kötü olmasaydı iyi olur muydu? Kötü kötülüğü hep bile isteye mi yapmıştır?
Kimse görmeden yere çöp atmak, bir hayvanı öldürmekten daha az mı suçtur? Kimse görmedi altı üstü bir çöp demek vicdan mı rahatlatır. Atılan çöpte bir hayvanın hayatına sebep olacak olamaz mı? İnsan kötüdür bencildir. Her kötülük bilerek yapılmayacağı gibi her iyilikte çıkarsız yapılmaz. Kaleminize sağlık.

Zahide Özbebek

Kaleminize sağlık hocam

B.Hilal Altınova

Yaşama, insana ,iyi ve kötüyü anlamaya yönelik güzel bir yazı kaleme almışsınız.Umarım içimizdeki iyilikler artarak devam eder.Tebrik eder edebiyata katkınızın daim olmasını dilerim.

Yorum Bırak

Düşünceni paylaş

Yorumlar yayınlanmadan önce onaylanır.