Güncel Yazılar

İKİNCİ EVLAT

...Hiç kimse kızını daha az sevdiğini söylemez...

İKİNCİ EVLAT
İKİNCİ EVLAT
Ahmet Haşim Güler
Bir çocuğun dünyaya gözlerini açtığı gün, ona verilen ilk hediye yalnızca bir isim değildir. Aynı zamanda görünmez bir yer de verilir ona. Kimin daha çok sevileceği, kimin sözüne daha çok değer verileceği, kimin geleceği için daha fazla fedakârlık yapılacağı çoğu zaman daha çocuk hiçbir şeyden habersizken belirlenmiştir. Ne acıdır ki bazı evlerde bu görünmez yer, kız çocukları için hep biraz daha geridedir.
Hiç kimse kızını daha az sevdiğini söylemez. Dedeler de nineler de torunları arasında ayrım yaptıklarını kabul etmez. Ama sevgi en çok davranışlarda görünür. Bayramda ilk harçlık kime verildiğinde, başarı haberi geldiğinde kimin gözleri daha çok parladığında, geleceği için kimin adına daha büyük hayaller kurulduğunda çocuklar bunu sessizce kaydeder. Çocuklar sevgiyi sözcüklerden değil, kendilerine ayrılan yerden öğrenir.
Kız çocukları çoğu zaman erkek kardeşlerinden önce fedakârlığı öğrenir. Ev işlerini üstlenir. Kendi isteklerini ertelemeyi öğrenir. "Sen idare et.", "Sen ablasısın.", "Sen nasıl olsa evleneceksin." sözlerini hayatın doğal akışı sanmaya başlar. Erkek çocuk ise daha fazla korunur, daha fazla desteklenir ve daha fazla hoş görülür. Böylece aynı evde büyüyen iki kardeş, hayata aynı çizgiden başlamaz.
Bu çifte standart bazen çocukların duygusal hayatına kadar uzanır. Oğlun bir kız arkadaşının olması büyümenin doğal bir parçası sayılırken, kızın bir erkek arkadaşının olması aynı anlayışla karşılanmayabilir. Aynı duyguları yaşayan iki gençten yalnızca birinin özgür kabul edilmesi, diğerinin sürekli denetlenmesi adaletle açıklanamaz. Saygı da sorumluluk da ahlak da yalnızca kız çocuklarından beklenen değil, kadın ve erkek için aynı ölçüde geçerli olması gereken değerlerdir.
Eşitsizlik bazen bir sonraki kuşağa da taşınır. Dedeler ve nineler farkında olmadan oğullarının çocuklarını ailenin devamı gibi görürken, kızlarının çocuklarına aynı yakınlığı göstermeyebilir. Torunlardan biri daha çok aranır, daha çok özlenir, daha çok sahiplenilir. Belki bunun adı hiçbir zaman ayrımcılık olarak konulmaz. Ama çocuklar sevginin tonundaki en küçük değişikliği bile hisseder. Çocuklukta eksik hissedilen sevgi, çoğu zaman insanın içinde ömür boyu yaşamaya devam eder.
İnsanı en çok yaralayan, yabancıların yaptığı haksızlık değildir. Asıl yara, kendi evinde ikinci sırada olduğunu hissetmektir. İnsan kendisini değersiz hissetmeyi dışarıda öğrenmez. Bunu çoğu zaman ilk kez evinde öğrenir. Yıllar geçer, çocuk büyür, kendi hayatını kurar. Fakat çocukluğunda içine yerleşen o görünmez kırgınlık bazen hiç büyümez. Çünkü aileden beklenen şey kusursuzluk değil, eşitliktir.
Bu duygu yalnızca çocukluğu etkilemez. Eğitim hakkından çalışma hayatına, ekonomik bağımsızlıktan aile içinde söz sahibi olmaya kadar uzanan uzun yolun ilk taşı çoğu zaman evde döşenir. Kendisine çocukluğundan itibaren daha az değer verildiğini hisseden bir kız çocuğu, hayata çoğu zaman kendini kanıtlama yüküyle başlar.
Anne ve babasını kaybettiğinde yaşadığı sahipsizlik hissi de bu yüzden daha ağır olabilir. Yıllarca "Nasıl olsa evlenecek.", "Artık başka bir ailenin kızı." anlayışıyla büyütülen bir kadın, doğup büyüdüğü evde bile zaman zaman kendisini misafir gibi hissedebilir. Oysa insanın ilk evi, ömrü boyunca sığınabileceği yerdir. Hiçbir evlat, anne ve babasının ardından kendi çocukluğuna yabancılaşmamalıdır.
Bu anlayışın en somut örneklerinden biri miras paylaşımıdır. Hukuk kız ve erkek evladı eşit kabul ederken, bazı ailelerde gelenek hukukun önüne geçer. Erkek evlat "soyu devam ettiren" kişi olarak görülür. Kız çocuğundan ise sessizce geri çekilmesi beklenir. Oysa mirastan eksilen yalnızca bir ev ya da bir tarla değildir. Asıl eksilen, bir evladın kendi ailesi içindeki eşit yeridir.
Soyun yalnızca erkek üzerinden devam ettiği düşüncesi de yüzyıllardır süregelen kültürel bir kabuldür. Oysa modern genetik bilimi, her insanın genetik mirasının yaklaşık yarısını annesinden, yarısını babasından aldığını göstermektedir. İnsan biyolojik olarak hem annesinin hem babasının eşit mirasını taşırken, kültürün yalnızca erkeği soyun temsilcisi sayması üzerinde düşünülmesi gereken bir çelişkidir. Bir aileyi geleceğe taşıyan yalnızca soyadı değildir. Değerler, karakter, emek, sevgi ve hatıralardır. Bunları kız çocukları da erkek çocukları kadar geleceğe taşır.
Kız çocuklarını ikinci planda gören anlayış yalnızca bir aile meselesi değildir. İnsana daha çocukken daha az söz hakkı veren, daha az değer yükleyen ve onu cinsiyeti nedeniyle geri planda tutan bakış açısı, kadını toplum içinde de ikinci plana iten anlayışın oluşmasına katkıda bulunabilir. Kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin nedenleri elbette tek bir sebebe indirgenemez. Ancak insanı sırf kadın olduğu için daha değersiz gören her düşünce, bu karanlığın büyümesine zemin hazırlayan etkenlerden biri olabilir.
Hiçbir toplum, nüfusunun yarısını kendisini daha az değerli hissettirerek güçlenemez. Kadın, toplumun dezavantajlı grubu olmamalıdır. Daha da önemlisi, hiçbir kız çocuğu yalnızca kız olduğu için dezavantajlı olduğunu hissederek büyümemelidir. Çünkü adalet mahkeme salonlarında başlamaz. Adalet, aynı evde büyüyen iki çocuğa aynı sevgiyle, aynı güvenle ve aynı umutla bakılabildiği gün başlar.
Bir toplumun kız çocuklarına verdiği değer, aslında kendi vicdanına verdiği değerin ölçüsüdür. Bir evde başlayan eşitsizlik, zamanla toplumun karakterine dönüşür. Gelişmiş toplumların en önemli özelliklerinden biri, kız ve erkek çocuklarına eşit değer veren ailelerin çoğalmasıdır. Gerçek gelişmişlik yalnızca ekonomik büyüklükle, teknolojik ilerlemeyle ya da yüksek binalarla ölçülmez. Bir kız çocuğunun, doğduğu evde kendisini erkek kardeşi kadar değerli hissedebildiği gün, o toplum gerçek anlamda ilerlemeye başlamış demektir. O gün kazanacak olan yalnızca kız çocukları değil, bütün toplum olacaktır. Çünkü bir evladın değeri cinsiyetinden değil, insan oluşundan gelir.

Yorumlar

4
Zahide özbebek

Malesef kız çocukların her zaman dışlandığı bir toplum. En güzel şekilde anlatılmış kaleminize sağlık hocam

Kemal Çoşkun

Aile içersindeki bireylerin ayrışma noktası Ortadoğu coğrafyasında en başta din eksenlidir. Sonrası ailenin kültürel olarak gelişmişliğe bağlıdır. Çok güzel bir anekdot niteliğinde bir tespitler ile dolu yazı olmuş. Tebrikler üstâd..

Nagehan

Çok güzel bir konuya değinmişsiniz..Kaleminize sağlık.

Hafize Evcim

Kız ve erkek evlat, yuvanın şenliğinin paydaşı; toplumun vazgeçilmez iki yapı taşı. Örselemeden, kendiliklerini hırpalamadan yetiştirilmeli ikisi de. Sevgimiz ikisine de eş dağıtılsa kıyamet kopmaz ya? Ah bu biz, tartısı adaletsiz cemiyet! Hangimiz seçtik kadın ya da erkek olmayı? İnsan olmayı seçebilsek iyiydi... Yazınız (mühim bir sorumluluk almış üzerine) umarım kendimizi sorgulatır bize; bilinçli bilinçsiz ayrımcılıklarımızın peşini bırakırız. Saygılarımla...

Yorum Bırak

Düşünceni paylaş

Yorumlar yayınlanmadan önce onaylanır.